
Nilüferlerin
Süslediği dereden
Hiç iz kalmamış.
Açık Okuma…

“Şiiri eşelerken şair tanrıların yokluğunun zamanı olan yıkım zamanına girer. Şaşırtıcı söz. Şiiri eşeleyen gerçeklik olarak varlıktan kaçar, tanrıların yokluğuyla karşılaşır, bu yokluğun içli dışlılığında yaşar, bunun sorumluluğunu taşır, tehlikesini göze alır, lütfuna katlanır. Şiiri eşeleyen her türlü puttan caymalı, her şeyle ilişiğini kesmeli, ne ufuk olarak gerçekliğe, ne de eğleşmek için geleceğe sahip olmalıdır, çünkü hiçbir biçimde umuda hakkı yoktur: Tam tersi onun umutsuz olması gerekir. Şiiri eşeleyen ölür, uçurum olarak kendi ölümüyle karşılaşır.” der Maurice Blanchot Yazınsal Uzam’da…
Bu sözleri böylesi ürpertici bir kesinlikle hissettiğimde genç bir adamdım. Tarih 23 Ocak 1995 idi ve gece olmuştu. Gün boyunca hissettiklerim gelmekte olanın habercisiydi ve direnmek gibi bir niyetim yoktu. Boyun eğdim. Yazmaya başladığım 13 şiir ertesi gün sabaha karşı bittiğinde, yaşlanmış ve başka bir adam olmuştum. Benle birlikte hayatın, hatta tüm evrenin başkalaştığını hissediyordum. Gerçekten de başkalaşan ve huzurumu bir daha gelmeyecek şekilde kaçıran bir şey vardı: Şiir. Olan şuydu: “O gece emdiğim on üç kanlı nar taneciğiyle birlikte şiirin Mavi Muhabbet Kuşu değil, bir Kar Baykuşu olduğunu dehşetle keşfetmiştim.” O yüzden bu sayfaya o gecenin armağanıyla başladım: Cathay ile Konuşma…
O günden bu güne 25 yıl geçti. Yaşlılık benim için “poetik” bir duyumsama değil artık, bir gerçeklik…
Aşağıda kapakları görünen altı kitap yakın dönemde yazıldılar ve bunların ilk beş tanesi şiir türünde. Ortak özellikleri, henüz yayımlanmamış olmaları. Yoğunluğu Kar Körü Türkiye’den ve –haikular toplamı– Tatlı Su’dan olmak üzere, bu şiir kitaplarında yer alan birçok şiiri “Akatalpa” dergisi çeşitli sayılarında yayımladı. Minnettarım. Bir novella üçlemesi olan Bokböceği, Jaguar ve Fil’in ilk metni Dünyada Bir Yerde ise Aralık 2017’de Raskol’un Baltası tarafından yayımlandı. Kar Körü Türkiye hariç, diğer beşinin bir başka ortak yanı daha var. Tümü de bir esinlenme deneyiminin ürünleri ve bunu tek bir yapıta borçlular. Anlatayım:


☼




Tam olarak 13 Şubat’ta (2017), Jaguar Kitap için Max Blecher çevirisine başlamıştım: Acil Gerçekdışılıkta Maceralar. Takvim 12 Mart’ı gösterdiğinde, yani hemen hemen bir ay sonra, romanın ilk dokuz bölümü bitmişti. Mola vermek zorundaydım çünkü bu muazzam metnin esini kafamda sözcükler, dizeler ve resimler olarak uçuşmaya başlamıştı. 19 Mart günü kalemimden ilk sözcükler döküldü ve dört gün sonra Dünyada Bir Yerde adını verdiğim novellayı bitirdim. Nisan da boş geçmedi. “Ayların bu en zaliminde” iki novella daha yazdım: Nuh’un Gemisindeki Gençlik ve Konuşacak Kimse Yok B. Kendimi harika hissediyordum. Hep yaptığım gibi, kitaplarımın dizgilerini yaptım ve onlara kapaklar tasarladım. Yayımlatma girişimlerim kısmen sonuç verdi. Dünyada Bir Yerde dışında diğer ikisi yayıncıların ilgisini çekmedi. Nihayet bu üç kitabı, tek bir kitap olarak, Bokböceği, Jaguar ve Fil başlığı altında topladım.
Acil Gerçekdışılıkta Maceralar’ın esini, düzyazıdan sonra şiirle devam etmek istiyordu. Sanki dinmek bilmeyen bir esinlenme fırtınasına tutulmuştum: Dünya Yanarken (6-8 Mayıs) ve Tüs (14-19 Mayıs) mayısın armağanları olarak çıktılar. İlkbaharın son günü başladığım Kardan Sona Doğru ise tam bir ay sonra, 30 Haziran günü bitti. Bu arada haiku yazmaya başladım. 20 Haziran’da ilk haikumu yazdım. Sonradan Tatlı Su adını verdiğim bu toplam belki hâlâ devam ediyordur. Ama haziran ayıyla birlikte çeviriye devam etmeye karar verdim. Acil Gerçekdışılıkta Maceralar’ın kalan altı bölümünü de temmuza kadar bitirip bu büyüleyici kitaptan kurtuldum.
Yıllardır çekmecemde, kitap olarak basılmayı bekleyen bir metin daha var: Şiirin Gerçek Tanrısı Tanrının Can Sıkıntısı. Adından da anlaşılacağı gibi, bu bir poetika ve benim kalbim! Bununla birlikte, bu gençlik metninin ilk denemesi olan “Dip Metin” (1996) ayrı bir kitap olarak Kasım 2011’de basıldı. Diğer denemelerse –biri hariç– zaman içinde çeşitli dergiler ve internet siteleri aracılığıyla okura ulaştı. Bunlardan biri de, poetikanın son metni olan “Tarih Kavramı Üzerine’yi Poetik Gözle Okuma Denemesi”.

Bu sayfayla birlikte artık, yazdıklarımı okurla aracısız paylaşmak istiyorum. Dizgilerinin yanı sıra kapak tasarımlarını da yapmaktan keyif aldığım ve “pdf” formatında basıma hazır bekleyen bu dijital kitaplar bundan böyle okurun olacak. Sırayla ve yavaş yavaş. “Yayımlanmış” ama baskısı tükenmiş eski kitaplarımı da sayfaya ekleyecek ve okurun beğenisine sunacağım. Olası gelişmeleri, örneğin buradaki dijital kitaplardan birine teveccüh gösteren bir yayınevi olursa, ya da yeni bir kitap yazarsam, bunu da bu sayfadan duyuracağım.
Bu da bir yol. Bir “Açık Okuma” önerisi. Tüm yapıp ettiklerimi, varımı yoğumu okura emaret ediyorum. Umarım onun olası tanıklığı zaman zaman bana mesaj (*İletişim) olarak ulaşır.
İyi okumalar…

Suat Kemal Angı
Ankara, 31 Ocak 2020
Canto Ostinato
Alegorik parçalanma: Esrarın etkisi altındayken dinlenen müzik, Baudelaire’de şuna benzer: “Şiirin tümü, yaşamla dolup taşan bir sözlük gibi beyninize girer.” (Walter Benjamin, Esrar Üzerine, s. 181.)






