Aya Âşık Olan Adam

Yıllardır Türkçede yayımlanmayı bekleyen bir roman: Aya Âşık Olan Adam


“Hıristiyan misyonerlerin buraya gelir gelmez Kızılderililere ilk yaptığı şeylerden biri, Berdache’ları tanrıları adına öldürmek oldu,” dedi Dellwood, “çünkü bu misyonerler, Berdache’lardan kurtulurlarsa Kızılderililere özgü birçok şeyden de kurtulabileceklerini biliyorlardı. Lanet olası misyonerler, neredeyse başardılar,” dedi Dellwood.

“Hayat dolu asi karakterleri büyüleyici bir biçimde kaynaştırırken, on dokuzuncu yüzyıl Amerikan tarihinin derin üzüntüsünü zekice ve güçlü bir duygusallıkla anlatan bir roman.”


The Washington Post Book World




“Vahşi Batı hakkında cesur, özgün, müstehcen, komik, yürek parçalayıcı bir fabl; kurgusal ve felsefi hazlarla dolu, Amerikan tarihine alışılmadık ve sarsıcı bir gözle bakan, parlak olduğu kadar karanlık bir kitap; eski büyük geleneğin içinde spritüel bir arayış.”


Los Angeles Times Book Review

“Öyküleme, tarih ve mit hakkındaki tüm düşüncelerimizi gözden geçirmeye bizi mecbur bırakan mucizevi bir kitap. Spanbauer bu kitabında, aklın ve bedenin müziğini ele geçiriyor.”


The New York Times Book Review





Yıllar sonra Dellwood Barker’a, kayanın çıkıntısında oturduğumu, gün batarken annemin arkamda nasıl yanıp tüttüğünü anlatacaktım, ve o da dinleyecekti. Dellwood dinleyecek ve sonra şöyle diyecekti:

“Duman, rüzgâr ve ateş, bunların hepsi hissedebileceğin ama dokunamayacağın şeylerdir. Hatıralar ve rüyalar da öyledir. Bu dünyayı onlar oluşturur. Aslında çok az bir süre saçlarımız ve dişlerimiz vardır, kemiklerimiz, tenimiz ve bakan gözlerimiz vardır, kırmızı elbise giymek için çok az vaktimiz vardır. Çok az. Bazı insanların zamanı diğerlerinden daha fazladır. Eğer şanslıysan, hikâyeyi anlatanlardan biri olursun: gözlerin nasıl baktığını, saçların nasıl dalgalandığını, okşanan tenin ne hissettiğini, kemiklerin nasıl sızladığını.

“İnsan kalbinin neye benzediğini,” dedi.

“Şeytanın nasıl çağırdığını, bizim neden yanıt vermediğimizi.

“Neden yanıt verdiğimizi.”


Tom Spanbauer’in Aya Âşık Olan Adam’ı, “çılgın birinin çılgın insanlar hakkında anlattığı çılgın bir hikâye”. 

Bazı Kızılderili kabileleri arasında, doğaüstü güçlerin rehberliğine ya da öğütlediği bilgiye ulaşmak amacıyla bir başınalığı, aç kamayı ve kendinden geçmeyi gerektiren, genellikle de ergenliğe geçiş ayini olarak kabul edilen “tinsel bir arayış süreci” vardı. Doğudaki ormanlık bölgelerde ve geniş düzlüklerde yaşayan yerli halklar, delikanlılık yaşına gelmiş gençleri, tek başına nöbet tutmaları, aç kalmaları, dua etmeleri ve doğayla konuşmaları için kamptan uzaklaştırırdı. Buradaki temel amaç, bu gençlerin kendi varoluşlarına ve kendi koruyucu ruhlarına dair, çoğunlukla düşlerden ve rüyalardan geçip gelerek onlara ulaşacak işaretleri toplamalarını sağlamaktı. Arayışlarının sonunda kampa geri dönen gençler topladıkları işaretleri şamana ya da kabilenin yaşlısına, yorumlaması için iletirlerdi.

Beyaz adamın yok ettiği bu geleneğe yaslandığı anlaşılan Aya Âşık Olan Adam, yirminci yüzyılın eşiğinde, Vahşi Batı’daki küçük bir kasabada geçen ve şimdiye kadar bize ezberletilen westernlerden oldukça farklı bir kitap. Romanın ironik bir şekilde “Kulübenin-İçinde-Bir-Yer” diye çağrılan ana karakteri ve anlatıcısı, küçük yaşta öksüz kalmış yarı Kızılderili bir oğlandır. Aynı zamanda bir randevu evi de olan bir otelin arkasındaki küçük bir kulübede yaşar. Bir süre sonra yaptığı tek iş, sarhoş erkeklerin gizli arzularını “kulübenin içinde bir yer”de tatmin etmek olmaya başlar. Ailesinin yerine koyduğu sevgi dolu ve ilginç insanlarla bir arada yaşamasına rağmen, anlamını bilmediği gerçek Kızılderili adına ve annesinin Kızılderili halkına duyduğu merak giderek karşı koyamayacağı bir boyuta ulaşınca, bir sabah, annesinin halkını bulmak için kasabadan ayrılır.

Yolculuğu boyunca karşılaştığı olağandışı karakterlerin ve rahatsız edici doğal manzaraların zengin törenselliği içinde, Kızılderili mirasının gelenekleri ve gizemleri hakkında pek çok şey öğrenir. Yaşadığı kasabaya geri döndüğünde de olaylar sona ermez, orada da, bir dizi vahşi trajediye tanık olur.

Tom Spanbauer’in Aya Âşık Olan Adam’ı, özgün dili ve “hayat dolu asi karakterleri” ile okuru başka bir zamana, başka bir mekâna ve unutulmuş bir kültürün köklerine doğru zevkli bir yolculuğa çıkaran, “çılgın birinin çılgın insanlar hakkında anlattığı çılgın bir hikâye”. Dahası, Amerikan tarihinin belli bir döneminden “zekice ve güçlü bir duygusallıkla” hesap soran cesur bir anlatı. Çevirmenlerin başını belaya sokacak kadar da müstehcen.


Romandan kısa bir bölüm okumak için dişi yağmurcuna tıklayınız…