Bir yazı…

Cahil Zaman


günay güner

Patika
Kültür, Sanat, Edebiyat Dergisi
67. sayı (Ekim – Kasım – Aralık 2009)

“Derin yapı çok güçlü kurulur Angı şiirinde. Büyük bir sözcük tutumluluğuyla yaratması belirtilen başarının önemini daha da somutlaştırır. Şair şiirin hazmedemeyeceği sözcüklere olabildiğince yer vermemeye çalışır. Belirtilmeli ki, günümüz şiirinde en yokluğu duyulan şey budur.”

Suat Kemal Angı çok başarılı, üretken bir yazar, çevirmen ve şair. Yapıtlarıyla, özenli çalışmalarıyla ekin yaşamımızı varsıllaştırıyor. Yeni şiir kitapları Cahil Zaman üçlemesi olarak yayımlandı: Ney, Ş. ve Kankurutan.

Angı, önceki şiir kitaplarıyla birlikte, Türk şiirinde önemli bir alanı oluşturur. Önemi, yarattığı dilin kendine has oluşunun yanı sıra, çağın çatışma ve gerilimiyle doğru boyutlarda örtüşmesindendir. Belirtilen gerilim özgürlük sorunudur, yabancılaşma sorunudur. Burada özellikle özgürlük sorununun Angı şiirinde yer alış biçimi bütünsel bir yapı içinde çok yönlüdür. Başat olan, Angı’nın, şiirin mutlak özgürlükle olan ayrılmaz ilişkisinin sınırlarını arayış çabasıdır. Bu çaba içinde yer yer, (deyim yerindeyse dize dize) “kötülük” temasına yönelişler de gözlense de, söz konusu özelliği kötülükten çok aykırılık bölümünde adlandırmak daha doğru olur. Zaman zaman ise çağın gerilimi diye tanımlanmaya çalışılan bunalımın dillendirilmesi sırasında mistik öğelerin varlığı duyumsanır. Üçlemedeki bölüm ve şiir adlarından birkaçı yapıtların omurgasına ilişkin fikir verebilir: 1- Ney: Bekleyiş, Üfleyiş, Çözülüş, Vaat ediş, Kabulleniş. 2- Ş.: Uyku, Rüya, Epiphany, Uyanış, İç Çekiş. 3- Kankurutan: Açılış, Emiliş, Kapanış.

Şiirin her şeyden çok derinlik olgusu içinde yeni söyleyişler bulmak olduğu Angı’nın başarısında da gözlenir. Sözgelimi Yorgunluk’ta şair şiirini irdeler: “vahşetten geçti şiirim / kibirden geçti şiirim / incelikten merhametten / uykusuzlıktan gözyaşından / düşlerden geçti şiirim // annem dokundu şiirime / babam dokundu şiirime / kadınlar erkekler / altınlar gümüşler / kirpikler memeler / ölüler dokundu şiirime…” Kişisel olduğu kadar bağlı olduğu yurdun, toprağın, şairi yetiştiren her anlamdaki sürecin yarattığı derinlikle yüz yüzedir okur. Bunu yer, olay, kişi adları geçirmeden yapar, duyumsatır. Sözcük tomarından haklı olarak kaçınırken etkiyi bir şekilde artırır Angı. “Yılanın içindeki hışırtı”, “yılanın içinde esen yeli” diye dize kurar. Bir başka şiirde “kemiğin isli avizesine düşmüş / kurumuş kan gölgeleri / kemiğin isli avizesinden sarkıyor / yeryüzümün bütün harfleri” bölümünde ustaca işlenen yeni imgeler okunur, çağrışımlara yansır. Hiç de buluş için bulunmuş dizeler, imgeler, sözcükler değildir. Bireyin içine düştüğü endişe, kaygı, bölünmüşlük durumu şiirini oluşturur: “ben önce iki kişiydim / kırıldım tek kişi oldum / ama hep üç kişiydim / hiç değilse iki kişiydim//…”

Walter Benjamin’den ödünç alınan çok duyarlı bir kavramdır “Son Bakışta Aşk”. Angı bu inceliğe kayıtsız kalamayan az sayıdaki şairlerdendir: “bir vakit bir avluyu / cennete çevirdiğim doğru / ama o zaman / kâküllerim kolonyalı / ağzımda elmaşekeri kokusu / yani her çocuk gibi beyaz / yani her taş gibi puslu // sen miydin yoksa kız kardeşin mi / nasıl sevdiniz kimi sevdiniz / neye minnet edip ne öğrendiniz / ya ne zaman gelip ne vakit gittiniz / bana rastladığınızdan emin misiniz // bir an görülmedim / çoktan vahşileştim / kimdiyseniz kimdiniz / kuşkusuz beklenildiniz / kuşkusuz çok sevildiniz” Bir daha karşılaşamamanın acı bilinci; anlık ve derin aşkın iç sızısı…

Gerçekten de bunca parıltı altında, bu çağa özgü ne çok cahillik sürüp giden, dünyayı cendereye çeviren. Yalın ve ilginç ve bir o kadar zekice “Cahil Zaman” vurgusu üçlünün yer yer yinelenen ana teması sayılmalıdır. Babil şiirinde eski zaman anlatılarının (arkaik), masalların, belki de eşzamanlı, zamansız (anakronik) sesi duyulur; kutsal metinlerin, menkıbelerin sesi duyulur: “cahil zaman içinde / ıslak mekan içinde / önce aydınlık vardı / toprak sanki şeffaftı / görebiliyorduk vapurları / savaşa giden atları / tutuyorduk köprünün ayaklarını / tutuyorduk utançla / duvarlarla çitlerle / üstümüzde bölünmüş dünyayı //…” Üçlemeye adını veren şiir ise Kankurutan’ın, dolayısıyla üçlemenin son şiiri. İç sesi anlamında destanımsı uzun şiirlerden. Ve aynı zamanda harika bir şiir: “bir saniye uyuyorum / mevsimler geçiyor / göğsümde çiçekler açmış / ayaklarıma karlar yağmış / sağımda yosunlar birikmiş / solumda kumlar çizilmiş / üstümde bir masalcı / öyle mahmur öyle öpülmüş//…” Görüldüğü gibi derin yapı çok güçlü kurulur Angı şiirinde. Büyük bir sözcük tutumluluğuyla yaratması belirtilen başarının önemini daha da somutlaştırır. Şair şiirin hazmedemeyeceği sözcüklere olabildiğince yer vermemeye çalışır. Belirtilmeli ki, günümüz şiirinde en yokluğu duyulan şey budur. Yalnızca şair yanıyla da değil; ne mutlu ki böyle bir ekin insanımız var Türk yazınında diye düşünmeden yapamaz okur…

Belki, olsa olsa Benjamin’in Baudelaire’e ilişkin flâneur eleştirisini yöneltebilmek olnaklı Angı’ya. Şiirinde çözüm koymamak… Bir yandan da şu sorudur usa düşen: Çözüm bulmak şairin işi midir?

Suat Kemal Angı’nın şiiri tüketilemeyen bir şiir. Yeniden yeniden okumayı gerektiriyor. Ve Türk şiirinde üzerinde daha çok durmayı, düşünmeyi, yazmayı…

Cahil Zaman 1 / Ney / Suat Kemal Angı/ Altıkırkbeş Yayınları / İstanbul, 2007 / 77 s.

Cahil Zaman 2 / Ş. / Suat Kemal Angı / Altıkırkbeş Yayınları /  İstanbul, 2007 / 77 s.

Cahil Zaman 3 / Kankurutan / Suat Kemal Angı / Altıkırkbeş Yayınları /  İstanbul, 2007 / 77 s.


Cahil Zaman sayfasına dönmek için sarhoş atın sırtına atlayınız…