Kapak resmi: Caspar David Friedrich, “Wanderer Above the Mist”, [1818]
Walter Benjamin ve Uyuşturucu Edebiyatı©
MARCUS BOON
“Hep aynı dünya – gene de sabırlıyız.” (Walter Benjamin, Esrar Üzerine, Tutanak 12)
Esrarı uyuşturucular hakkında okuduğu kitaplar yüzünden deneyen birisi aranacak olsa, bulunacak kişi Walter Benjamin olurdu. 1919 gibi erken bir tarihte, Baudelaire’in esrar üzerine yazdığı anahtar metni Yapma Cennetler’i okumayı bitirir bitirmez şu notu düşer: “Bu tecrübeyi bu kitaptan bağımsız olarak tekrar etmek gerekecek.”[1] 1927’deki ilk esrar deneyi hakkında tuttuğu notlarda ise “Poe’yu şimdi çok daha iyi anladığımı hissediyorum,” der. Bu kitaptaki “tutanaklar”ın bilimsel süslerine rağmen, aslında Benjamin’in esrar incelemesindeki tutumu, Paris pasajlarını araştırırken keşfettiği yöntemle benzeşir; bu pasajlar, on dokuzuncu yüzyılın yeni bir tür arkeolojisi/tarihi için temel oluşturacaktı. Louis Armstrong ve arkadaşı Mezz Mezzrow’un ot içmeyi New York City’de moda haline getirdiği ve Narkotik Şube Müdürü Harry Anslinger’ın esrar içmenin kötülüklerine karşı kongrede kampanya başlattığı günlerde Benjamin, “henüz modası geçmiş” olanın bu en büyük erbabı, Marsilya’da bir otel odasında uzanmış, on dokuzuncu yüzyılın büyük littérateur’leri* tarzında esrar içiyordu.

“Esrar” sözcüğünün en az iki farklı anlamı vardır: Tarihsel olarak, kenevir bitkisinden yapılan psikotropik ilaçlar için kullanılan genel bir terimdir (Alice B. Toklas’ın “esrarlı şekerlemesi” aslında toz haline getirilmiş kenevir yapraklarından yapılıyordu); günümüzde ise genellikle bitkinin tomurcuklarından (çiçeklerinden, çevresindeki yapraklardan) çıkarılan ve bej, kahverengi ya da siyah kalıplar halinde preslenen reçineyi ifade eder.[2] Kenevirin psikotropik etkileriyle ilgili bilgi büyük olasılıkla Neolitik döneme kadar uzanır; buna rağmen uyuşturuculara yapılan yazınsal göndermeler, kenevirin Müslümanlara yasaklanıp yasaklanmadığıyla ilgili tartışmaların şiddetlendiği orta çağlarda, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da yayımlanmış mistik ve polemik şiirlerle başlamıştır.[3] Kenevir otundan çıkarılan özler, muhtemelen yüzyıllardır Avrupa’da halkın başvurduğu ilaçlar arasındaydı; ama esrar Avrupa’da ancak on dokuzuncu yüzyılda, o dönemde moda olan şarkiyatçılığın etkisiyle tanındı. Napoléon’un ordularının esrarı Avrupa’ya Mısır seferlerinden (1798-1801) dönerken getirdikleri söylenir. 1809’da büyük Fransız şarkiyatçısı Sylvestre de Sacy, şimdiki Türkiye-İran sınırında yaşayan radikal bir İsmaili grubu olan Ortaçağ Suikastçılarının** esrar kullanmalarıyla ilgili Paris’te bir bildiri sundu.[4] “Esrar”ı “suikast”la ilişkilendiren etimoloji muhtemelen yanlışsa da, bu bağ Parisli bohemlerin hayal gücünü harekete geçirdi ve nihayet 1845 yılında Paris’te, Ile Saint-Louis’deki eski bir otelin bir salonunda, aralarında Baudelaire, Balzac, Gautier, Delacroix, Daumier ve daha başkalarının da olduğu Parisli birçok önemli yazar ve sanatçının, yaylı sazlar dörtlüsünün müziği eşliğinde esrarı bademle karıştırıp macun gibi çiğneyerek yediği, biraz çorbayla birlikte yuttuğu bir salon olan Club des Haschischins’in (Esrarkeşler Kulübü) kurulmasına yol açtı. Kulüp, Gautier’in büyüleyici kısa gotik öyküsü “Le Club des Haschischins”le ölümsüzleşti (“hashish” sözcüğünün yazımı ve akraba terimleri, uyuşturucuya atfedilen etkiler kadar çeşitliydi). Öyküdeki halüsinasyon çağlayanı ve Amerikalı yazar Fitz Hugh Ludlow’un abartılı Hashish Eater’ı (1857) gibi diğer yapıtlar, az çok duman solumuş çağdaş okurlara inanılmaz gelebilir. Bu aşırılığın nedeni yalnızca gotik edebiyatın yazınsal gelenekleri değildi; on dokuzuncu yüzyıl yazarlarının mideye indirdikleri esrarın dozu da, uyuşturucunun halüsinojen işlevini yerine getirmede yeterince güçlüydü – üstelik akşam yemeklerinden sonra sarılıp içilen esrarlı sigaradan çok daha fazla.
Baudelaire, esrarla ilgili yakıcı, neredeyse düşmanca iki metin yazdı. 1851 tarihli bir makalesinde, devrimci bilinçle ilişkilendirdiği “insanların şarabı” ile esrar arasında olumsuz bir benzerlik kurdu.[5] 1860’da ise Yapma Cennetler kitabının yarısını esrar tartışmasına ayırdı; kitabın diğer yarısı, çoğunluk tarafından uyuşturucular üzerine yazılmış ilk edebi metin olarak kabul edilenThomas De Quincey’nin Bir İngiliz Afyon Tiryakisinin İtirafları adlı kitabının serbest çevirisidir ki Baudelaire için bu eser konu hakkında söylenmiş son söz niteliğindedir. Baudelaire esrarı “gerçekten şeytani” olarak nitelendirse de, “Şeytana Yakarışlar”ın yazarından gelen bu yorumu nasıl anlamamız gerektiğini söylemek zor. Baudelaire eğer esrarı kötülükle ilişkilendirdiyse, o zaman bu kötülük on dokuzuncu yüzyıl burjuva Avrupa’sının korku ve ataletinden bir çıkış yolu olarak görülebilir. Bu yolun bir çıkmaza vardığı ve Baudelaire’in bu gerçeğe görev bilinciyle işaret ettiği doğru olsa bile, bu durum Fransa ve Avrupa’nın diğer ülkelerindeki genç kuşakların –Dekadanların, Sembolistlerin ve diğerlerinin– esrarı Baudelairevari imgelemi tetikleyen potansiyel bir katalizör olarak tekrar tekrar keşfetmelerini engelleyemedi.[6] Ve Benjamin de, Pasajlar Projesi’ndeki çeşitli göndermelerden açıkça anlaşıldığı üzere, esrarın Baudelaire’i –özellikle onun uyuşturucu benzeri bir halüsinasyon olarak metaya doğru meyleden erken dönem kavrayışını– anlamak için bir anahtar işlevi gördüğünü düşünüyordu.

Uyuşturucuları çevreleyen koşullar Benjamin’in yazdığı dönemde hızla değişiyordu. Uyuşturucu kullanımını düzenleyen ilk ulusal ve uluslararası sözleşmeler Birinci Dünya Savaşı yıllarına rastlayan dönemde onaylanıp yürürlüğe girdi ve böylece, uyuşturucu maddelerin on dokuzuncu yüzyıl boyunca az çok rastlanan serbest dolaşımı yerini, günümüze dek süregelen ve giderek karmaşıklaşan bir denetim sistemine bıraktı. Başlangıçta bu düzenlemeler özellikle afyon içeren maddeleri (afyon, morfin ve eroin) kapsıyordu; ama “Almanya’da 10 Aralık 1929 tarihinde yürürlüğe giren uyuşturucu yasasıyla, “Hintkeneviri” kullanımı denetlenen maddeler arasında yer alıyordu.[7] Benjamin, 18 Nisan 1931 tarihli esrar deneyinden söz ederken, “Merck firmasına güvenilebilir,” demektedir (Tutanak 9); dolayısıyla onun, bilimsel araştırmalarda kullanılabilecek düzeyde saf ve yüksek kalitede uyuşturuculara erişimi olduğunu varsayabiliriz. Söz konusu Alman ilaç firması aynı zamanda meskalin üreticisiydi.
Yasal olsun ya da olmasın, uyuşturucu kullanımı Benjamin’in entelektüel çevresinde övgüye değer bir davranış olarak görülmüyordu. Bu maddeler hakkında bir kitap yazmak istese de, mektubunda arkadaşı Gerhard Scholem’den kitabına ilişkin planlarından kimseye söz etmemesini rica etmesi, itibarına dair kaygı taşıdığını gösterir.[8] Benjamin’in 1933’te Jean Selz’le birlikte İbiza’da yaptıkları deneyler sırasında tuttuğu notlarda “afyon”u belirtmek için “crock”*** sözcüğünü kullanması da benzer bir kaygıyı akla getiriyor. Öte yandan, yaşadığı esrar deneyimini kendi ağzından anlattığı bir yazıyı 1932’de Frankfurter Zeitung’da yayımlatmış olması, bu kaygının çok da derin olmadığını düşünmemize neden oluyor. Aslında, Benjamin’in açık sözlülüğüyle, ömrü boyunca yaptığı uyuşturucu deneyleriyle ilgili düşüncelerini yayımlatmak için 1970 yılına dek ihtiyatla bekleyen Alman arkadaşı hapçı fllanör Ernst Jünger’in açık sözlülüğü arasında, bu tür yayınlara yönelik toplumsal iklimin önemli ölçüde değişmiş olduğunu gösteren dikkat çekici bir fark vardır.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, uyuşturucuları çevreleyen koşullar edebi açıdan da değişti. Bazı Gerçeküstücüler uyuşturucu kullanmış olsa da, yaygın inancın aksine André Breton uyuşturuculara ve bilincin kimyasallar kullanılarak araştırılmasına şiddetle karşıydı; hatta uyuşturucu kullanan bazı üyeleri gruptan kovdu. İki savaş arasındaki dönemde uyuşturucu kullanımına ilgi duyan yazarlar –Antonin Artaud, Polonyalı modernist Stanislaw Witkiewicz, René Daumal, Benjamin– kendi zamanlarının ötesinde bir gruptu; yazıları ya büyük ölçüde görmezden gelindi ya da Beat kuşağı ve 1960’ların radikal hareketleri tarafından keşfedilene dek yayımlanmadı. Bir anlamda, Benjamin’in sarhoşluğa ilişkin sol bir siyaset tasarısı (ki bu onu Bataille ve Fransız Sosyoloji Koleji yazarları gibi isimlerle ilişkilendiren bir projeydi) başarılı olamadı. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ise uyuşturucular, Jünger, William Burroughs, R. Gordon Wasson ve Aldous Huxley gibi özgürlükçü ya da sağcı yazarlarla veya Henri Michaux gibi zamanın ötesindeki diğer yol arkadaşlarıyla ilişkilendirilmeye başlandı. Bugün hâlâ Marksizm ile sarhoşluk arasında, proletaryanın alkolden aldığı gelenekselleşmiş hazların ötesine geçen bir yakınlaşmaya pek rastlanmaz.[9] Benjamin’in ikinci uyuşturucu tutanağında birlikte çalıştığı felsefeci Ernst Bloch, esrar içtiğinde hiçbir etki hissetmediğini söylemiştir.[10]
Madem ki Benjamin’le edebiyat arasında bu denli sıkı bir bağ kurdum, onun bu notlarla aslında ne yapmayı amaçladığının çok belirsiz olduğunu da belirtmem gerekir. Görünüşte bilimsel uyuşturucu tutanaklarından, psikolojik fragmanlardan, felsefi gözlemlerden, denemelerden, kısa öykülerden ve benzeri tuhaflıklardan oluşan bu düzensiz karışım için “edebiyat” terimini kullanıyorsak, bu kısmen edebiyatı, geleneksel disiplinlerin sınırlarına sığmayan her şeyi yerleştirdiğimiz bir alan olarak gördüğümüz içindir. Modern anlamlarıyla “uyuşturucular” ve “edebiyat” sözcükleri hemen hemen aynı dönemde (1800 dolaylarında, Romantiklerle birlikte) ortaya çıkar. Her ikisi de, faydacılığın giderek acımasızlaştığı bir dönemde, bilincin genişlemiş anlamıyla birlikte, insanın imgelem gücünün tam tezahürüne odaklanır. Her ikisi de, imgelemin tehlikeli sayılan aşırılıklarının bertaraf edilmek üzere yönlendirildiği kavramsal atık alanlarına –yasak olma ve sınırı aşma duygusuyla yüklü oldukları için çekicilikleri daha da artan yerlere– dönüşür. Nelerin bu yerlerde ıskartaya çıkartılacağı konusunda her zaman seçici davranılmaz. Esrar, afyon ve meskalinin etkileri farklı olsa da, metinler ve gözlemlerden oluşan bu montaj –tıpkı Benjamin’in hemen fark edilen kişiliği ve görkemli üslubu gibi– bu uyuşturucular arasındaki sınırları bulanıklaştırma eğilimindedir.
Elbette Benjamin, uyuşturucu etkisi altındayken büyük bir felsefi yapıt tasarlayan ilk yazar değildi (De Quincey ve Coleridge’in de sonuçsuz kalmış tasarıları vardı); ancak Esrar Üzerine yalnızca bir dizi fragmandan ibarettir. Yoğun ve bütünlüklü bir yapıt düşüncesiyle tamamlanmadan bırakılan fragmanlardan ve kendi anaforu içine terk edilen bu düzensiz karışımdan duyulan endişeyi, sarhoşluğun kendisiyle ve uyuşturucu etkisi altında edinilen kavrayışların ve deneyimlerin sarhoşluk sona erdiğinde tutarlı bir şekilde sürdürülememesiyle ilişkilendirmemek zordur. Belki de Benjamin özellikle böyle olmasını tercih etmişti. Sağcı Alman yazar Ernst Jünger, büyük azmi sayesinde bu konuda geniş ve görünüşte derli toplu bir kitap yazmayı nihayet “başarmıştır”, ama bugün bu tasarıya ilişkin iyimser ya da gerçekten ateşli duygular besleyen birine rastlamak zordur. Burada bir araya getirilen metinlerin sihri, kısmen, öznelliğe ilişkin olarak sergiledikleri (nesnellikten söz etmeye bile gerek yok) derin karışıklıktan kaynaklanır: Bazen kullanıcının, bazen gözlemcinin ve bazen de her ikisinin kaleminden çıkan bu “tutanakları” ya da Benjamin’in diğer yazarlardan alıntılarla dantel gibi dokuyarak bir montaja dönüştürdüğü “kendi” yazılarını okurken, kimin yazdığını ve kimin hakkında yazıldığını hatırlamak giderek güçleşir. Bu da esrarın bir etkisi olabilir. Esrar edebiyatı tuhaf hilelerle, zar zor fark edilen kolektiflerle, komplolarla ve gruplarla doludur.[11]
Benjamin’in sözlerine dayanarak söylersek, onun esrar ve diğer uyuşturucular hakkında yazdıkları, psikoaktif madde deneyimlerinin etkilerini ve anlamlarını birinci elden felsefi olarak araştırmaya adanmış külliyatın oldukça küçük bir bölümünü oluşturur (Sartre, Jünger, Flynt, McKenna ve Taussig, dikkate değer diğer figürlerdir).[12] Scott Thompson’ın belirttiği gibi, Benjamin, dini ve mitik deneyimi Kantçı felsefenin yapıları içinde tanımanın bir yolunu bulmaya çalıştığı 1917 tarihli denemesi “Gelecekteki Felsefenin Programı Üzerine”den beri, Kantçı deneyim kavramını yeniden işlemekle ilgilenmiştir.[13] Kantçı ya da Kantçı olmayan bir bakış açısından bu tür bir girişimin o dönemde alıcısı olmasa da, nörolog Francisco Varela ya da Flynt’in “bireylik teorisi” üzerine çalışmalarıyla yakın zamanda geliştirdikleri birinci elden fenomenolojik yaklaşımlar bir nebze umut verebilir.[14] Avital Ronell’in de belirttiği gibi, sarhoşluk deneyimi sorununu felsefe, psikoloji ya da herhangi başka bir disiplin içinde konumlandırma çabası başarısızlığa mahkûm görünmektedir.[15] Bu durum, yukarıda verilen tüm örneklerde felsefeden edebiyata, “derinlik psikolojisine” Yeni Çağ tinselliğine ya da araştırmanın zar zor meşrulaştırılmış başka bir sahipsiz alanına doğru gerçekleşen kaymayı açıklayan nedenlerden biridir.
Bu kitabın ilk bölümünü oluşturan tutanaklar, Benjamin’in gözlemci ya da denek olarak doktor Ernst Joël ve nörolog Fritz Fränkel’in denetiminde Berlin’de katıldığı deneyler sırasında tutulmuş notları içerir. Benjamin, Joël’i Berlin’de, rakip öğrenci örgütlerinin başkanlıklarını yaptıkları üniversite yıllarında tanımıştı. Joël Birinci Dünya Savaşı sırasında doktor oldu ve aynı yıllarda morfine alıştı; savaşın ardından Berlin’e dönerek bir psikiyatri kliniği açtı, burada yoksulları tedavi etti ve “sosyal psikiyatri” adını verdiği yaklaşımı geliştirdi. Fränkel’le birlikte, diğer uyuşturucularla ilgili çalışmaların yanı sıra, kokainin etkileri üzerine bir monograf yazdı.[16] Benjamin gibi Joël de aşırı dozda morfin alarak intihar etti.
Alkaloitin, özellikle afyondaki morfinin keşfi gibi biyokimya alanındaki ilk buluşların birçoğu on dokuzuncu yüzyılın başlarında Fransa’da gerçekleşirken, Almanya psikoaktif ilaçların özelliklerinin keşfedilmesi ve araştırılmasında çok önemli bir rol oynadı. Modern ilaç sanayi on dokuzuncu yüzyılın ortalarında Almanya’da gelişti ve yirminci yüzyılın en önemli psikoaktif ilaçlarından birçoğu Alman araştırmacılar ya da şirketler tarafından geliştirildi. Yakın tarihli Nazis on Speed adlı kitapta da açıkça gösterildiği gibi, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya’da kendilerini psikoaktif ilaçların etkilerini incelemeye adamış araştırmacılardan oluşan bir topluluk vardı. Bu araştırmalar, uyuşturucu kullanımına duyulan ilgiden, daha iyi teşhis ve tedavi amacıyla bir dizi “anormal” psikolojik durumu taklit etmeye veya modellemeye (ki Joël, Fränkel ve diğerlerinin araştırmalarını motive eden amaç buydu), Dachau’da meskalinle gerçekleştirilen ve zihni kontrol etme yöntemlerini ya da doğruluk serumunu bulmayı hedefleyen deneylere kadar uzanıyordu. Benzer araştırmalar, 1950’ler ve 1960’larda Birleşik Devletler’de psikedeliklerle**** gerçekleştirilen deneylerin çoğu ile CIA’nin farmakolojik savaşa duyduğu yoğun ilginin temelini oluşturdu.[17]
Benjamin’in kendi notlarıyla Joël ve Fränkel’in yazdıkları arasında –özellikle psikolojik ve psikanalitik modellerin göreli yokluğuyla ilgili– çarpıcı bir tezat vardır. Benjamin’e göre esrar, meskalin ve afyon; estetik, felsefi ve olası politik deneyime açılan kapılardır; Aldous Huxley’in Algı Kapıları’nda desen ve kıvrımlar üzerine uzun uzadıya düşünmesi,***** iki yazar arasındaki çok önemli farklılıklara rağmen, bu duruma en yakın benzetmedir. Huxley gibi Benjamin de, esrar ve meskalinin tetiklediği özne-nesne ilişkisinin yeniden düzenlenişinden büyülenir. Benjamin, nesnenin varoluşunun yeniden üretilebilir işaretlerinin ötesindeki tarihsel mevcudiyeti ya da sahiciliği olarak tanımladığı anahtar kavramı “aura”yı, esrarla yapmaya başladığı deneylerden sonra geliştirdi.[18] Nesnelerin ya da mekânların gizli, görülmez bir anlam yaydığı ve zaman ile uzam algısının değiştirilebileceği fikri uyuşturucu edebiyatında sıkça rastlanan bir temadır; ancak Benjamin’in özgün katkısı, bu algıyı hem nesnenin tarihsel varoluşunun (aurasının) ifşası hem de gündelik nesnelerin taktığı tüm “peçelerin” ve “maskelerin” ardında gizlenen tarihsel-metafizik güçleri açığa çıkaran “aynılığın” kavranması olarak görmesidir. Benjamin’e göre, insanın daha yüksek işlevlerini belirleyen taklit yeteneğinin hem önkoşulu hem de dışavurumu olan bu aynılık olgusu sevinç hissine neden olur. Yine de, Huxley ve Madame Blavatsky’den Aleister Crowley’e kadar birçok yazar, uyuşturucuların doğrudan transandantal bir vahiy bahşettiğini iddia etmede ne denli istekliyse, Benjamin için nirvananın göz kırpışı o denli “belirsiz”dir: Sunulan “aydınlanış” ise tamamen “dindışı”dır. Benjamin’in –önünde birikip duran tarihin çöp yığınını kurtarmak isterken cennetten kopup gelen bir rüzgârla sürüklenen– ünlü Tarih Meleği gibi, uyuşturucu kullanan kişi için de akıl ile maddenin, ruh ile tarihin birbirine dolandığı bu diyalektik örgünün ötesine geçmek kolay değildir. Ölüm, esrar içen kişinin Ariadne’nin ipliğini eksiksiz bir mutlulukla çözdüğü labirentte hayal gibi belirir ve Benjamin’in uyuşturucu kullanarak intihar ettiği düşünüldüğünde, bunun tamamen rastlantısal olduğu söylenemez.[19]
Uyuşturucuların şu ya da bu kavrayışa ya da olaya neden olduğuna dair abartılı iddialarda bulunmak için bir neden yoktur. Bunun yerine, Benjamin’in daha iyi bilinen yapıtlarında karşımıza çıkan kimi fikir ve motiflerin onun uyuşturucu deneyimleriyle ilgili notlarında da yer aldığını ve bu deneyimlerin –yani hem uyuşturucunun Benjamin’in düşüncesi üzerindeki hem de Benjamin’in düşüncesinin uyuşturucunun özel tezahürleri üzerindeki etkisinin– diğer deneyim ve olaylar kadar onun geçmişinin ve düşünsel gelişiminin bir parçasını oluşturduğunu söylemek mümkündür. Bataille, Daumal ve Huxley gibi Benjamin de, modernitenin dönüşümünde anahtar bir rol oynayacak bir tür materyalist sihir arayışındaydı. Benjamin bu dönüşümü yazılarında gerçekleştirdi; bu da benim onun hakkında bugün bu şekilde yazmamı mümkün kılan zemini hazırladı. Hepsinden önemlisi, bu uyuşturucular dilin güçlerini aydınlattı ve harekete geçirdi. Onun uyuşturucularla yaşadığı deneyimlerden geriye edebi bir tortu ya da çökelti kaldı: “Marsilya’da Esrar” yazısında belirttiği gibi, bu yalnızca “izlenimlerin ayrıntılı bir listesi” değil, aynı zamanda “bir çiçeğin biçimini alan bir tür figür”dü; Benjamin’in deneyimlerinden kristalleşmiş ve bugün hâlâ yankılanmaya devam eden bir figür.
© Türkçeleştiren: Suat Kemal Angı (Bu yazı çeviriye esas alınan On Hashish’in giriş metnidir. Türkçe edisyona dahil edilememiştir.)
[1] Walter Benjamin’den Ernst Schoen’e (19 Eylül 1919). Bu kitabın “Mektuplardan” başlıklı bölümü içinde.
* (Fr.) Yazarları. (ç.n.)
[2] Bkz. Paul Bowles, “Kif: Prologue and Compendium of Terms”, George Andrews ve Simon Vinkenoog (yay. haz.), The Book of Grass (New York: Grove, 1967), 108-114.
[3] Kenevirin Neolitik Çağ’daki kullanımı için bkz. Paul Devereux, The Long Trip: A Prehistory of Psychedelia (New York: Penguin, 1997), 39-44; ve Richard Rudgley, Essential Substances: A Cultural History of Intoxicants in Society (New York: Kodansha, 1994), 28-31. Kenevirin Ortaçağ İslam dünyasındaki kullanımı için bkz. Franz Rosenthal, The Herb: Hashish versus Medieval Islam (Leiden: Brill, 1971); ve Hakim Bey, “The Bhang Nama”, Hakim Bey ve Abel Zug (yay. haz.), Orgies of the Hemp Eaters (New York: Autonomedia, 2004).
** Nizariler, Nizari suikastçıları. (ç.n.)
[4] Bu metin 1818’de yayımlandı: “Mémoire sur la dynastie des Assassins et sur l’étymologie de leur nom”, Mémoires de l’Institut Royal de France, Académie des Inscriptions et Belles-Lettres, 4 (1818), 1-84.
[5] “Du vin et du hachish”, Charles Baudelaire, Oeuvres completes, c. 1 (Paris: Gallimard, 1975), 397.
[6] Esrar üzerine on dokuzuncu yüzyılda yazılmış önemli metinlerden bazıları şu kitaplarda toplanmıştır: Andrew C. Kimmens (yay. haz.), Tales of Hashish: A Literary Look at the Hashish Experience (New York: Morrow, 1977); ve Bey ve Zug, Orgies of the Hemp Eaters.
[7] Werner Pieper (yay. haz.), Nazis on Speed: Drogen im Dritten Reich, c. 2, 475 [Löhrbach: Pieper and The Grüne Kraft, tarihsiz (2002)].
[8] Gershom Scholem’e mektup, 26 Temmuz 1932. Bu kitabın “Mektuplardan” başlıklı bölümü içinde.
*** Zoka. “Zoka Notlar”ın 1. notuna bakınız. (ç.n.)
[9] Scott J. Thompson, Benjamin’in yapıtının bu yönünün göz ardı edildiğini ileri sürer; bkz. Thompson, “From Rausch to Rebellion: Walter Benjamin on Hashish”, Pieper, Nazis on Speed, c. 2, 59-69. Sarhoşluk üzerine yazılmış Marksist metinler için bkz. Michael Taussig, Shamanism, Colonialism, and the Wild Man (Chicago: University of Chicago Press, 1987) – Kolombiya’nın Putumayo bölgesindeki yah-hey şifacıları (yage healers) üzerine bir çalışma; Herbert Marcuse, Essay on Liberation – Marcuse’ün 1960’ların gençlik hareketleriyle ilgili yorumlarını Thompson “From Rausch to Rebellion”da alıntılamıştır (s. 64-65); Mikhail Bakhtin, Rabelais and His World (Bloomington: Indiana University Press, 1984) – bu kitap karnavalı ele alır; ve George Bataille, “L’Ivresse des tavernes et la religion”, Critique, 25 (1948): 531-539. Ayrıca bkz. zihin açıcıları ciddiye almayı reddeden ön-Durumcu dergi Potlatch: 1954-1957 (Paris: Éditions Allia, 1996), 127-128.
[10] Bkz. Ernst Bloch, Briefe, 1903-1975, c. 1 (Frankfurt: Suhrkamp, 1985), 310. Bununla birlikte Bloch, başyapıtı Das Prinzip Hoffnung’da, esrarın uyanıkken rüya gördürme gücüne birkaç paragraf ayırmıştır. Bkz. The Principle of Hope, çev. Neville Plaice, Stephen Plaice ve Paul Knight (Cambridge, Mass.: MIT Press, 1995), 89-90.
[11] Bkz. Marcus Boon, “The Time of the Assassins: Cannabis and Literature”, Boon, The Road of Excess: A History of Writers on Drugs (Cambridge, Mass.: Harvard University Press, 2002), 123-169.
[12] Bkz. Jean Paul Sartre, L’Imaginaire: Psychologie-phénoménologique de l’imagination (Paris: Gallimard, 1940); Ernst Jünger, Annäherungen: Drogen und Rausch (Stuttgart: Klett-Cotta, 1970); Henry A. Flynt Jr., “The Psychedelic State” (1992), http://www.henryflynt.org., erişim tarihi Aralık 2005; Terence McKenna, True Hallucination (New York: HarperCollins, 1993).
[13] Thompson, “From Rausch to Rebellion.”
[14] Francisco J. Varela ve Jonathan Shear (yay. haz.), The View fromWithin: First-Person Approaches to the Study of Consciousness (Thorverton: Imprint Academic, 1999); Flynt, bireylik teorisi üzerine seçme makaleler, www. henryflynt.org.
[15] Avital Ronell, Crack Wars: Literature, Addiction, Mania (Lincoln: University of Nebraska Press, 1992).
[16] Ernst Joël ve Fritz Fränkel, Der Cocainismus: Ein Beitrag zur Geschichte und Psychopathologie der Rauschgifte (Berlin: Springer, 1924). Ayrıca bkz. Ernst Joël ve Fritz Fränkel, “Beiträge zu einer experimentellen Psychopathologie der Haschischrausch”, Zeitschrift für die Gesamte Neurologie und Psychiatrie (Berlin, 1927), III, 84-106. Ernst Joël hakkında daha fazla bilgi için bkz. Scott J. Thompson, “Walter Benjamin, Dr. Ernst Joël and Hashish”, https://web.archive.org/web/20051211070500/http://www.wbenjamin.org/joel_frankel.html#wbjf_hash.
**** Zihin açıcılar. (ç.n.)
[17] Bkz. Martin A. Lee ve Bruce Shlain, Acid Dreams: The CIA, LSD, and the Sixties Rebellion (New York: Grove, 1985).
***** Huxley, meskalin etkisi altındayken, Botticelli’nin “Judith’in Dönüşü” resminde “Judith’in plili yeleğinin morumsu ipeğine ve rüzgârın uçurduğu uzun eteklerine” hayranlıkla bakarken, kumaşın kıvrımları ve katlarında yaşadığı, “faydalı olanla sınırlı olmayan” bir görme deneyimini aktarır. (ç.n.)
[18] Walter Benjamin, “The Work of Art in the Age of Its Technological Reproducibility (Third Version)”, çev. Harry Zohn ve Edmund Jephcott, SW4, 253-256. “Aura” hakkında bkz. Tutanak 5, not 2. [Ayrıca bkz. “Tekniğin Olanaklarıyla Yeniden Üretilebildiği Çağda Sanat Yapıtı”, Pasajlar içinde, çev. Ahmet Cemal (İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, Aralık 1993), 1. baskı, s. 50-86.]
[19] Benjamin’in uyuşturucular ve diğer konular üzerine yazılarında kullandığı labirent motifiyle ilgili bir tartışma için bkz. Gary Shapiro, “Ariadne’s Thread”, Anna Alexander ve Mark S. Roberts (yay. haz.), High Culture: Reflections on Addiction and Modernity (Albany: SUNY Press, 2003).
Esrar Üzerine sayfasına dönmek için siz de Baudelaire okumalısınız!
↓

