“İsim Bayan Unguentine’dir.”

3 Ocak 2021 Pazar günü saat tam 15.22’de, e-posta kutuma eki olan bir ileti geldi. Mesajda “Hadi bakalım!” yazıyor ve Jaguar gülümsüyordu. Postanın ekinde ise kitabın ilk dört kısa bölümü vardı. Daha açılış cümlesiyle okuru metne yabancılaştıran birinci bölümü okur okumaz, “Tamam,” dedim, “tam benlik kitap.” Walter Benjamin’in kokusunu hemen almıştım.
Ağaçlarına kadın adları veren, neredeyse hiç konuşmayan, yazdığı ve oraya buraya iliştirdiği kısa notların dışında jest ve mimiklerle iletişim kurmayı yeğleyen evli bir adam. Mühendislik becerilerini akıl almaz projelerle hayata geçiren bir denizci; denize sevdalı bir kaçkın; karısına reva gördüğü yalnızlığı düşünürsek, bir korsan! Bir anda ortadan kayboluyor! Diğer yanda ise, ne yapacağına, nasıl yapacağına sanki hep el yordamıyla karar veren, romanın anlatıcısı Bayan Unguentine. Ne tuhaf! Ağaçların adını bile biliyor ama onun ön adını bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey, hayatının bir mavnada denizlerde geçtiği ve bir süre sonra çok sıkılmaya başladığı. Bir de bir çocuk, yani ilgi ve fark edilmek isteği. Öyle ki, kocasının “Vücudun nereye gitti?” notunu, “Fark etmişti işte. Başarıyı kokladım.” şeklinde yorumlayacak kadar yalnız bir kadın. Yazarak hayatı mı keşfediyor, ona biçim mi veriyor? Yoksa sadece içini mi döküyor? Anlamaya çalışıyoruz.
Muazzam bir hayal gücünün akıl almaz şiirsel bir dille ve sonsuz kederli bir romantizmle zalimce harmanlandığı bu şaşırtıcı ve gizemli metnin, adeta “yoktan var edilmiş” bu romanın sanki tek bir kahramanı var. Bir isim. Bu isim hem mavnanın hem de yolcularının ismi. Ve eğer çok lazımsa, Unguentine aynı zamanda, reçetesiz satılan ve zehirli sarmaşık, zehirli meşe gibi bitki ve ağaçlarla temasın yol açtığı kaşıntıları, böcek ısırıklarının ve küçük yanıkların neden olduğu ağrıları tedavi etmek için kullanılan bir antiseptik merhemin de adı. Paylaşılan tuhaf ve yüzeysel isim, sanki ortak bir yazgı!
Botanik bahçesine dönüştürülmüş bir mavnada geçen, bu yüzden denizde mi yoksa karada mı olduğumuzu zaman zaman karıştırdığımız, dahası, tam da okyanusta yüzen bu “sera-bahçe”nin olağandışı donatıları sayesinde birkaç mevsimin aynı anda yaşandığı ve böylece kişiye tek bir anda birden çok zamanda olduğu hissi veren bu küçük şaheserde, kaçınılmaz olarak bir dolu denizcilik terimi yer alıyor. Ayrıca İngilizcenin sonsuz sözcük dağarcığından seçilmiş bir sürü tuhaf, daha önce hiç duymadığım kelime. Yazarın bazı bölümlerde kullandığı teknik dil de cabası. İşin tuhaf yanı, bu sözcüklerin en azından bazılarının Türkçe karşılıklarını ben de ilk kez duyuyordum. Çoğu gündelik hayatımızda ihtiyaç duymadığımız ama hâlâ yaşayan sözcüklerdi. Zarif ve güzellerdi. Türkçenin ne denli zengin bir dil olduğunu bir kez daha keşfettim. Bu durumda, genç ya da yaşlı diye ayırt etmeksizin, okura bazı açıklamalar sunmam gerektiğini düşündüm. Ama bunu bu kez farklı bir yolla yapmak, metnin şiirsel dilini ve süreğen akışını bölmek yerine, kitabın sonuna bir “Sözlükçe” eklemek daha uygun olacak, böylece isteyen okuyacaktı. Büyük çoğunluğunu denizcilik terimlerinin oluşturduğu sözcüklere ait açıklamaları, akış sırasına göre bu bölümde topladım. Ayrıca, metin boyunca numaralandırdığım kendi notlarımı da kitabın sonundaki “Dipnotlar” bölümüne taşıdım.

Son olarak “Jaguar” için birkaç cümle kurayım. En başından beri entelektüel heyecanla ve amatör ruhla çalışan, bu modası geçmiş ölçütleri her şeyin önünde tutan şık bir yayınevi. Bunların Türkiye’nin ahlak yoksunu ve insanlık dışı koşullarında ne denli zor ama “Jaguar” için vazgeçilmez kriterler olduğunu “ayrıcalıklı” okurları biliyor ve “Jaguar”ın yayımladığı kitapları benzer bir ruh ve heyecanla sahipleniyor. Bir cümle de, bir parçası olmaktan daima mutluluk duyduğum bu zarif yayınevinin sahibi ve yayın yönetmeni, arkadaşım Behlül Dündar için. İngilizce yazılmış zorlu ama esinleyici metinlerin bazılarını bana paslayan, iyi ki böyle yapan, böylece hayatın bunaltıcı monotonluğundan sıyrılıp hayallere dalmamı, yeni dünyalar keşfetmemi, nefes almamı sağlayan kişi. Tabii yazı ya da yazılar yazmamı da. Minnet duyuyorum.
Biliyorum, bu tür giriş yazılarını yayıncılar pek sevmez. Bu kez insaflı davranıp kısa keseceğim. Ama son bir söz:
Hiçbir kitabı böylesine inatçı bir tutkuyla, heyecan içinde ve yürek tedirginliğiyle çevirmemiştim.
Suat Kemal Angı
Ankara, 4 Şubat 2021
“Jaguar”a Çeviriler… sayfasına dönmek için Bayan Unguentine’nin Seyir Defteri’ni açınız…
↓

