Karl Kraus, Offenbach Okuyor

Karl Kraus, Offenbach Okuyor

(1928)

Karl Kraus, Offenbach okuyor. Orkestra müziğinin yerini piyano için bir düzenleme, Fransızca metnin yerini Treumann’ın çevirisi almış; kostümlü oyuncular topluluğunun yerinde ise günlük kıyafetleriyle kendisi var. Kraus’un yalnızca başı, kolları ve üst gövdesi görünüyor. Geri kalanı, örtüsü yere kadar uzanan küçük bir masanın arkasında kaybolmuş; bu masa, sihirbazların numara yaparken kullandıkları “sessiz hizmetkârlara” benziyor. Böylece kendisini, hiçbir yardımcı sahne dekoru kullanmadan tümüyle yaptığı işe adamış; ama bu koşullarda sunduğu şey, altmış yıl önce Théâtre du Palais-Royal’daki dünya prömiyerinin sunabileceğinden bile daha unutulmaz ve kesinlikle tekrarlanamaz bir gösteri. Bu gecenin mucizesi, Offenbach’ın eserinin en ilham verici sanatçılardan birinin sesi, en yorulmaz hayırseverlerden birinin eli ve en cesur insan terbiyecilerinden birinin bakışıyla tanıtılması değildi. Mucizevi olan şey, bu gösterinin tüm hayatını ve tüm eserlerini Die Fackel’ya[1] adamış bir adam tarafından gerçekleştirilmiş ve dergisinin tımarhanelik ve cennetlik sakinlerinin de kendilerini, eşler halinde, Offenbach karakterlerinin –önce sevinçle açılıp sonra kenetlendikleri– çember dansına bırakmış olmasıydı.

Dolayısıyla sahnede olup bitenler, yalnızca virtüözlerin az çok kibirli ya da arsız manevralarını tanımlamak için kullanılan üretken ve yeniden üretken başarının iddialı karşıtlarının tamamen dışındadır. Kraus bir yazar olarak “dil ustası” olduğu kadar, bir konuşmacı [Vortragende] olarak da “virtüöz”dür.[2] Her iki rolde de aynı kişidir: Bir yanda, kendi sözlerini –çoğu zaman yorumlarıyla birlikte– iki kırmızı kapak arasına basarak düzenbazı suçüstü yakalayan yorumcu, diğer yanda ise, Offenbach’ın bir eserini sadece yüksek sesle okuyarak ona bir peri masalı niteliği kazandıran adam. Ama aslında Kraus, Offenbach’ın sözlerini dillendirmekten çok Offenbach’ın içinden konuşur. Ve arada bir önündeki kalabalığa nefes kesici, yarı boş yarı parıltılı bir çöpçatan bakışı fırlatır; onları maskeli figürlerle dolu, kendilerini tanıyamadıkları lanetli [verwünscht] bir düğüne davet eder ve burada da şeytanın korkunç ayrıcalığına başvurur: belirsiz, çift anlamlı [Zweideutigkeit] konuşma hakkı.

Offenbach’ın yapıtları burada ölümcül bir krize girer. Büzülüp küçülürler, tüm gereksiz süslerden arınırlar, bu hayattan riskli bir geçişi göze alır ve sonunda kurtarılmış ve eskisinden daha gerçek bir biçimde yeniden doğarlar. Çünkü bu öngörülemez sesin duyulduğu yerde, ışıklı reklam tabelalarının şimşekleri andıran parıltısı ve metronun gök gürültüsüne benzeyen gümbürtüsü, otobüslerin ve gaz lambalarının Paris’indeki havayı yararak ilerler. Ve yapıt tüm bunları faiziyle geri öder. Zaman zaman bir perdeye dönüşür; ve Karl Kraus, vahşi hareketleri tüm gösteriye eşlik eden bir panayır tellalı [Marktschreier] gibi bu perdeyi yırtarak açar, onların ve bizim dehşet odalarımızda bulunan her şeyi gözlerimizin önüne serer. Schober ve Bekessy’nin bir anlık görüntüleri belirir; ve bu akşam için şehrimizin onuruna, Alfred Kerr’i tam merkezde, yüksek bir podyumda görürüz.[3]

Bu noktada Kraus, hak ettiği ve önceden planladığı bir biçimde, tüm akşamını havaya uçurur. Kısa konuşması sırasında bir an durur ve gözlerini anarşik bir tavırla seyirciye diker; bu, az önce duyduğumuz “Ben alçağı [Schuft] her şehirde ortaya çıkarırım” nakaratının Berlin uyarlamasıdır. Bu hareketiyle, tıpkı okuduğu metinlerle yaptığı gibi dinleyicilerini doğrudan etkiler; yani onlara beklenmedik ve yıkıcı bir şekilde saldırır, hazırlanan “ruh halini” bozarken seyircisine hiç ummadığı yerden bir darbe vurur. Bu açıdan ancak bir kuklacı ile karşılaştırılabilir. Mimik ve jestlerinin kökeni, operet yıldızının tarzında değil, buradadır. Çünkü kuklanın ruhu onun ellerine girmiştir.

Offenbach’ın hiçbir eseri operetin gerekliliklerini La vie parisienne [Paris Yaşamı] kadar eksiksiz yerine getirmez.[4] La vie parisienne’deki hiçbir şey, mantıksal değil fakat kesinlikle ahlaki bir düzenin içinde boy gösterdiği o saçma sapan gece hayatının şeffaf doğası kadar Parisli değildir. Elbette bu düzen burada yargı olarak değil, protesto ve kaçamak olarak, kurnazlık ve yatıştırıcı jest olarak, tek kelimeyle müzik olarak ortaya çıkar. Ahlaki düzenin koruyucusu olarak müzik mi? Zevk dünyasının polisi olarak müzik mi? Evet, La vie parisienne’in sahnelenmesi sırasında Paris’in eski balo salonlarına, Grande Chaumière’ye, Bal Mabille’ye, Clôserie des Lilas’ya yayılan ihtişamın sırrı budur. “Ve dillendirdiği her şeyin önüne aynı anda hem artı hem de eksi işareti koyan, idili parodiye, alayı lirizme dönüştüren bu müziğin taklit edilemez ikiyüzlülüğü; zevki ve acıyı birleştiren, her hizmeti yerine getirmeye hazır müzikal araçların bolluğu: Bu yetenek burada en saf haliyle ortaya çıkar ve geliştirilir.”[5] Ahlaki ve insan onuruna yakışan tek uluslararası anayasa olan anarşi, bu operetlerin gerçek müziği haline gelir. Kraus’un sesi bu içsel müziği söylemekten çok dile getirir. Baş döndürücü aptallığın doruklarında ıslık çalar, absürdün uçurumundan yıkıcı bir şekilde yankılanır ve bacadaki rüzgâr gibi, Frascata’nın dizelerinde dedelerimizin nesli için bir ağıt mırıldanır.

. . .

[1]    Die Fackel (Meşale), Karl Kraus’un 1899’dan 1936’daki ölümüne kadar yazdığı ve editörlüğünü yaptığı bir hiciv dergisiydi. Başlangıçta dergi başka yazarların katkılarına da yer veriyordu, ancak Aralık 1911’den sonra Kraus derginin tek yazarı ve editörü oldu.

[2]    Hicivlerinde rakiplerinin dil ve üslup kusurlarına odaklanan Kraus, dilin efendisi değil, daima gerçek hizmetkârı olduğunu iddia etmiştir.

[3]    Avusturyalı politikacı ve Viyana polis şefi Johann Schober (1874-1932), işçi gösterilerinin kanlı bir şekilde bastırılmasından sorumluydu. Alfred Kerr (asıl adı Alfred Klemperer; 1867-1948), Berlin’in önde gelen ve en etkili tiyatro eleştirmeniydi.

[4]    Müziğini Jacques Offenbach’ın bestelediği, librettosunu Henri Meilhac ve Ludovic Halévy’nin yazdığı dört perdelik bir fars operası olan La vie parisienne [Paris Yaşamı], ilk kez 1886’da Palais Royal’de sahnelendi.

[5]    Bkz. Karl Kraus, “Offenbach Renaissance”, Die Fackel [Meşale] 557-558 (Nisan 1927), s. 47.

. . .

[“Karl Kraus liest Offenbach” (Karl Kraus, Offenbach Okuyor) Nisan 1928’de Die literarische Welt’te yayımlanmıştır. Almanca aslı GS4, 515-517’de bulunan metin Rodney Livingstone tarafından İngilizceye çevrilmiştir: Bkz. SW2, 110-112. Türkçe çeviride SW2’deki metin esas alınmış ve çeviri GS4’teki Almanca aslıyla karşılaştırılmıştır.]

. . .

Çeviren: © Suat Kemal Angı