“Nadja’nın Musallat Öznesi” ve Gerçeküstücü Bazı Kavramlar

ÇEVİRMENİN NOTU VE TERİMLER SÖZLÜĞÜ:

Nadja’nın Musallat Öznesi” ve Gerçeküstücü Bazı Kavramlar

Gerçeküstücülük, kendine özgü çok katmanlı bir söz dağarcığı yaratmış sanatsal/estetik bir hareket olduğundan, Margaret Cohen Dindışı Aydınlanış çalışmasında bu avangart akıma ait kavramların birçoğunu –kendi yazım tarzıyla tutarlı biçimde– orijinal Fransızca halleriyle kullanmayı tercih eder. Bu, Gerçeküstücülerin kavramlara yüklediği poetik, estetik ve tarihsel yoğunluğu korumak, bozmadan aktarmak için başvurulan bilinçli bir seçimdir. Ayrıca bu Fransızca terimler Benjamin’in Paris Gerçeküstücülüğünü okuma biçiminde belirleyici olan kültürel bağlamı görünür kıldıkları için, bu tercih Benjamin’in Paris okumalarıyla doğrudan bağ kurma amacına da hizmet eder. Çevirisi anlamsal ve eleştirel bağlamı net aktarabilen bazıları ise kitapta İngilizce karşılıklarıyla yer almaktadır; bunlardan biri “displacement” (“Le Dépaysement) kavramıdır. Doğal olarak, bu özel söz dağarcığı Gerçeküstücülüğün sacayaklarından birini oluşturan psikanalizden tınılar taşır. Benjamin de 1930’lu yılların başlarına kadar Freudyen terimlere çok sık başvurmuştur. Aşağıdaki mini sözlük, Cohen’in metninde özgün dili korunarak veya gerektiğinde İngilizceye çevrilerek kullanılan önemli Gerçeküstücü kavramların (ve Nadja’ya ilişkin Gerçeküstücü terminolojiden bağımsız özel bir ifadenin) Türkçe karşılıklarını, kısa açıklamalarıyla birlikte sunmak üzere hazırlanmıştır. Burada amaç, okura kavramsal anlamda eşlik etmekten ibarettir.

1.  “Nadja’s Haunting Subject”: Nadja’nın Musallat Öznesi

André Breton’un Nadja’sı Qui Suis-je? (Kimim Ben?) sorusuyla açılır. Hemen ardından Breton, “Nadja’nın hayalet etkisi” ile yüklü Fransızca bir fiil kullanır: “hanter.” “Bir yeri mesken tutmak, sık sık uğramak, musallat olmak; bir kişiyi ya da düşünceyi sürekli rahatsız etmek, akıldan çıkmamak, zihni istila etmek; hayaletimsi biçimde dolaşmak” vb anlamlar taşıyan bu çok katmanlı fiil Margaret Cohen’in metninde “haunt”, “haunting”, “haunted” fiil ve sıfat-fiilleriyle karşılanır. Hayaletimsi ama gerçek etkileri olan bu özne, yoklukla varlık arasında kalan, bastırılmış ama sürekli geri dönen, tam olarak temsil edilemese de silinemeyen, özneyi kuran ve bozan bir varoluş biçimini ima eder. Breton, “hanter” (“haunting”) sözcüğünü geçmişin sürekli varlığını hissettirmek ve bilinçdışında yankı yaratmak amacıyla kullanmıştır. Çoğu zaman özel adın askıya alınması anlamına gelen italik kullanım, kişi olmanın ötesinde Nadja’ya bir figür, bir işlev, hayaletimsi bir etki, bir güç atfeder ve onu metinsel bir aygıta dönüştürür. Dolayısıyla Cohen’in “Nadja’s Haunting Subject” başlığı, Breton’un metnindeki bu sürekli, tekinsiz ve açıklanamaz varoluş biçimine işaret etmektedir. Nadja italik olarak yazıldığında, yalnızca bedensel bir kişi değil, aynı zamanda Paris’in kanlı geçmişinden süzülen ve anlatıcının zihninde dolaşan bir figür, varlık veya etkidir. Bu kanlı geçmişin hayaletleriyle Paris sokaklarında ve meydanlarında kurulan iletişim, metnin atmosferinde sürekli hissedilen tekinsiz bir etki yaratır. Bu bağlamda, bu etkinin özneyi ele geçiren ve sürekli rahatsız eden doğası, “dadanan” ya da “düşüp kalkan” sıfat ve fiillerle tam olarak karşılanamaz; gündelik hayatın hafif çağrışımlarıyla yüklü bu sözcükler ya fazla canlı ya da fazla ritmiktir. Oysa “musallat” kelimesi hem belirsiz ve sürekli var olan hayaletimsi etkileri hem de anlatının ontolojik ağırlığını taşır. Bu nedenle Cohen’in başlığı Türkçeye “Nadja’nın Musallat Öznesi” olarak çevrilmiştir. Bu seçimle hem sözcüğün hayalet ölçütünün hem de Nadja’nın kişi ve/veya figür olarak dolaşan doğasının doğru biçimde yansıtılması amaçlanmıştır.

2.  La Rencontre: Karşılaşma

Karşılaşma, gündelik yaşamın akışında şehrin sokaklarında beklenmedik şekilde ortaya çıkan olay, nesne ya da kişi ile temas anıdır. Hem dışsal (kişi, vitrin, meydan, kapı) hem de içsel (bilinçdışı çağrışımlar, arzular) düzeyde gerçekleşen karşılaşmanın değeri, öznenin algısını ve duygularını değiştirebilmesinden kaynaklanır.

3.  Le Hasard: Rastlantı

Gerçeküstücülükte rastlantı, sıradan bir tesadüfün ötesindedir. Dış dünyada meydana gelen olaylar ile öznenin bilinçdışı arzu ve algıları beklenmedik bir anda kesişir. Bu kesişimle, görünüşte anlamsız olaylar, şans eseri açığa çıkan anlamlarla şiirsel ve dönüştürücü bir yoğunluk kazanır. Rastlantı, hem şans yaratma hem de öngörülemeyen bağlantılar kurma kapasitesine sahiptir.

4.  Le Hasard Objectif: Nesnel Rastlantı

Nesnel rastlantı, tesadüf ile bilinçdışı arzu arasındaki “zorunlu” gibi görünen buluşu ifade eder. Öznenin bilinçdışı yönelimleri, dış dünyadaki nesneler veya olaylarla öngörülemez bir biçimde örtüşür. Bu örtüşme, rastlantının nesnel anlamlar üreten bir olgu haline gelmesini sağlar; şans yalnızca başlangıç noktasıdır, anlam ise öznenin algısında açığa çıkar.

5.  La Trouvaille: Uğurlu Buluş

Trouvaille, tesadüfen bulunan ve bulan kişide derin bir anlam uyandıran nesnedir. Genellikle şans eseri bulunur. Aynı zamanda anlamın, imgenin ve şiirsel değerin ortaya çıkmasına aracılık eden şanslı bir deneyimdir. Cohen, kavramın İngilizce karşılığına da atıf yapar: “lucky find.” Her iki sözcük de çok anlamlıdır. “Find”; buluş, buluntu olduğu kadar keşif anlamına da gelir. Aynı şekilde “lucky” sözcüğü uğur, talih ya da kaderin yanı sıra beklenmedik, rastlantısal bir durumu ifade eder. Kavramı “Uğurlu Buluş” olarak Türkçeleştirirken Cohen’in keşif kelimesine yönelik itirazı ile Gerçeküstücülerin uğur, fal, kehanet vb şeylere olan düşkünlükleri dikkate alınmıştır. Bu seçim Benjamin’in Gerçeküstücülere yönelik eleştirisiyle tutarlıdır.

6.  Displacement (Le Dépaysement): Yerinden Etme / Yer Değiştirme

Displacement, bir nesnenin veya deneyimin alışılmış bağlamından koparılması ve yeni bir anlam düzlemine taşınmasıdır. Burada da rastlantı ve şans önemli bir rol oynar: Sıradan bir nesne alışıldık ortamından çıkarıldığında (bağlamından koparıldığında) beklenmedik şekilde dikkat çekici hale gelir, yabancılaştırıcı bir güç kazanır ve bilinçdışıyla etkileşime girer.

7.  Le Trouble (The Surrealist Uncanny): Gerçeküstücü Tekinsizlik

Le Trouble, gerçeküstücü deneyimde ortaya çıkan rahatsız edici ve bilinçdışını sarsan his olarak tanımlanır. Olağan algı ve nesnelerdeki beklenmedik değişiklikler, flanörün ya da öznenin deneyimlediği bir tür tekinsizlik yaratır. Bu duygu, hem şans ve rastlantının sürprizli doğasından hem de “displacement(yerinden etme / yer değiştirme) gibi bağlam kaymalarıyla ortaya çıkar ve gündelik yaşamın poetik anlamda çözülmesine gerçeküstücü bir estetik olarak aracılık eder.

8.  Les Correspondances: Karşılıklılıklar

Görünüşte ilgisiz nesneler, mekânlar ya da duygular arasında var olan gizli, poetik ve simgesel bağları ifade eder. Baudelaire’in (“Benzeşimler”, “Eşduyumlar” ve daha birçok farklı başlıkta Türkçeye çevrilen) “Correspondances” şiirinde doğa ve insan, nesne ve ruh arasında anlam katmanlarını birbirine bağlayan simgesel bir sistem kurucu ve belirleyici bir işlev üstlenir. Gerçeküstücüler için karşılıklılıklar, “rastlantılar” ve “uğurlu buluşlar” aracılığıyla ortaya çıkan, görünüşte rastlantısal ama bilinçdışında anlamlı olan bağlantıları kavrayarak gündelik dünyayı şiirsel bir deneyime dönüştürür.

Suat Kemal Angı

13 Aralık 2025